16 Ekim 2014 Perşembe

"Güneş'in Gölgesinden Film Yıldızlığına: Türk Genci Enes" Enes Kaya Röportajı (Türkçe Çevirisiyle)

İnternette dolaşırken bir Korece bir spor sayfasındaki Enes Kaya röportajına rastladım. Uzun olması gözümü korkutsa da okuyunca korkulduğu gibi olmadığını çevirebileceğimi farkettim.
Türkçe çevirisiyle Enes Kaya Röportajı Melinda'dan Enes Kaya fanlarına gelsin ㅋㅋㅋ

Türkiye’den Kore’ye gelmeye nasıl karar verdin?
Babam yolda giderken 10 yıldır aradan sonra hoobae(alt devre)siyle karşılaştı. Hoobaesi babama Kore’de yaşadığını ve Kore’de yaşamaktan memnun olduğunu söyledi. Ben ÖSS sonuçlarını bekliyordum babam aniden Kore’ye gitme fikrini ortaya attı. Bende hemen babamın arkadaşıyla buluşup konuştum ve bir hafta sonra kendimi Kore uçağında buldum. 22 Eylül 2002’de Kore’ye geldim. Yani 2002 Dünya kupasının ardından Kore’deydim.

Uçaktan indikten sonra Kore’ye dair ilk izlenimin nasıldı?
Benden önce Şenol Güneş hocaya tercümanlık yapan Sinanla birlikte geldik ve taksiye bindik. Taksi şöförü olan amca nereden geldiğimizi sorunca Sinan Türkiyeden geldik demek yerine “Kardeş ülkeden geldik.” Dedi. Bu amcanın çok hoşuna gitti ve bize su ile sakız ikram etti. Fakat sakızı uzun süre çiğneyemedim, tükürdüm. Çok garip bir tadı vardı. Gerçekten yeni bir dünyaya adım atmış gibi hissettim.

Kore’de uzun zaman geçirdin. Bu sürede neler yaptın? Bir de Kore ile ilgili iyi anlamda ilk izlenimlerin senin için hala geçerli mi?
Bir buçuk yıl boyunca Keonguk Üniversitesi’nin dil okuluna gittim. Ayrıca 2004 yılında Hanyang Üniversitesi Bilişim Teknolojileri Yöneticiliği bölümüne başladım. Tabiki Türkiye’deyken hiç aklımda olmayan bir bölümdü. Türkiye’deyken Psikoloji veya hukuk okumak istiyordum.
Kore’de şuana dek yaşadığım 8 yıl boyunca zorlandığım zamanlarda oldu fakat Kore’ye geldiğim için hiç pişman olmadım. Kötü şeylere kıyasla çok fazla iyi şeylerle karşılaştım. Kore’de Türk vatandaşı olarak yaşanılır (yaşamak kötü değil). Zaten dedelerimizin kan kardeşi olduğu iki ülke değil miyiz.

Yinede yabancı bir ülkede yaşamak kolay olmasa gerek. Kültürlerimiz de farklı. Anlam veremediğin durumlardan ve hala kavrayamadığın şeylerden bahseder misin?
Eğlenceli ve hoş şeyleri anlayış gösteren bir karakterim var. Kültür olarak takıldığım bir şey olmadı. İlginçtir ki Kore ve Türk kültürleri birbirine benziyor. Yemek olayı benim için sorundu. Dinimdenden dolayı( Editör notu: Enes dindar bir Müslüman. Hayatında şuana dek bir yudum daha içki içmemiş.) içki içmem ve domuz eti yemem. İlk zamanlar insanlarla buluşmam zor oluyordu. Daha sonra düşündüm, Kore’de Kore kültürü geçerli. Kabul etmezsem sadece ben zora düşerim. Bu yüzden içki içilen yerlere de gittim. Gittiğimde çay veya soda içerek muhabbet ettim.

Başka yiyemediğin bir şey var mı?
Tavuk ayağı kesinlikle yiyemiyorum. 뜯어먹을 있는지도 모르겠다. Türkler yosunu pek sevmezler. Ben yiyebiliyorum, hediye edildiğinde çok şaşırmıştım. Türkiye’de su yosunu yenilmez. Yosunda çok kuvvetli bir okyanus kokusu var. Kalamar yerim ama canlısını yiyemem. Güneş hocam yosun yediğim için  “Yosunu nasıl sevebiliyorsun?” diye sormuştu.

2002 Dünya Kupasının bittikten sonra Kore’ye geldin. Bu süreçte Türkiye takımı Dünya üçüncüsü olmasının da üzerind bir ilgi gördü. Takımın  teknik direktörü de Şenol Güneş’ti.
Türkiye’de dünya kupasına ilgi süperdi. Bende desteklemek için camdan düşecek derecede tezahürat ettim. O zamanlar Şenol Güneş hocayla kişisel olarak tanışmışlığım yoktu. Onun buraya gelip bir takım çalıştıracağını ve benimde onun tercümanlığını yapacağımı hayal bile edemezdim.
 Peki nasıl oldu da tercümanı oldun?
Kore’deki diğer Türklerle birkaç kez akşam yemeği yemiştik.  Kişisel olarak yakın olduğum birisi yoktu. 2008 yılında Çin’e gitmek için hazırlanıyordum. Daha iyi bir okula gitmenin planlarını yaparken bir yandan çalışıyordum.  Çin’e gideli iki ay olmuştu ki ekonomik durumum aniden kötüleşti ve durum istediğim gibi olmadı.  Türkiye’ye dönüyordum ki, Şenol Hocama selamlarımı ilettim. O da birden “Bende seni arıyordum”  Türkiye’de buluşalım dedi. Ardından İstanbul’da buluştuk ve işi almış oldum.
Güneş Hoca ile çalışmak Türkler için talih kuşu gibi bir şey olsa gerek, değil mi?
Herkes çok kıskandı. Şenol Hoca Türkiye’de çok ünlü biri. Fakat ülkemde çok bilinen bir atasözü var “Davulun sesi uzaktan hoş gelir.“ diye. Kolay bir iş değildi. Şenol hocam işinde aşırı derecede titiz olduğundan kendisi de kolay biri değil. Futbol çok stresli bir meslek. Galip geldiğinde iyi fakat yenildiğinde gerçekten zor. Deplasmana gidip yenilince dönüş yolu çekilmesi güç bir hal alıyor.
Kişisel olarak en zorlandığın kısım ne oldu?
Futbolcuların dinlenmek için vakti olsa da benim olmuyordu.  Şenol hocam Korece hiç anlamadığı için ben sürekli yanında olmalıydım. Ben futbolcularla Şenol Hoca arasındaki iletişimi sağlayan tercüman değil de Şenol hocanın Kore ile iletişimini sağlayan bir tercümandım. Şenol hoca Türkiye’ye döndükten sonra gerçekten çok üzüldüm. Yorucu geçen o yılları özledim.

Zor olsa da büyük birinin yanında çok şey öğrenmiş olsan gerek.
Yanındayken farkında değildim ama sonradan düşününce gerçekten çok şey öğrenmişim.  İnsan ilişkilerinden tutun da zor durumlarla başa çıkmaya kadar bir çok şey öğrendim. Güneş hocanın en zor durumlarda bile geri adım atmak gibi bir huyu yok. Sorunları her zaman konuşarak halleder. Ayrıca Güneş Hoca Türkiye gibi Kore’yi de çok seviyor. Kore’deyken daima Türkiye için endişeliydi. Halk diplomatı gibi bir rol üstlenmişti. Kore’deki Türkler Güneş Hocanın ünlü olduğu farklı bir yerde değillerdi. Güneş hoca Türklerin kredisi gibi bir rolü vardı. Koreliler onun ismini duyduklarında Türklere kapılarını daha çok açarlardı.

NOT: Röportaj iki bölümden oluşuyor 1.bölümün son iki sorusu ve ikinci bölüm eksik. İkinci bölümü bulamadım. Eksik olan 2 soruyu da çevirince konuyu güncelleyeceğim.
 Aralarda hatalarım olmuş olabilir :) Anlamadığım veya çeviremediğim yerleri italik yazdım.

Çeviri: melinda
Kaynak:sportsnaver.com



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder